Ridley Scott’ın yeni, distopik filmi The Dog Stars’ta, misantropik eski denizci Bangley (Josh Brolin), ortağının yanında otururken aslında Amerikan rüyasını yaşadıklarını anlatıyor. İhtiyaçları olan her şeye sahip olsalar da, çoğu insanın virüs salgını nedeniyle yok olduğu ve sürekli olarak saldırganların tehdidi altında oldukları bir hava sahasında yaşıyorlar. Bangley, Hig’i daha fazlasını istemekten uzak tutmaya çalışıyor.

Neredeyse 20 yıl önce, Scott Brolin ile Amerikan rüyası temalı, gerçek tarihi olaylara dayanan ve çok daha karanlık bir hikaye anlatıyordu. American Gangster, Vietnam Savaşı sırasında büyük servet elde eden Frank Lucas’ın (Denzel Washington) yükselişini ve düşüşünü konu alıyor. Bu film, The Godfather veya The Wire gibi suç türündeki epik yapımlarla yarışabilecek nitelikte.

Lucas, kariyerine Harlem’in mafya babası Bumpy Johnson’ın şoförlüğünü yaparak başlıyor. Daha sonra, Kuzey Carolina’dan kardeşlerini yanına alarak uyuşturucu imparatorluğunu kuruyor. Lucas, Bumpy’nin sadece bir tedarikçiye bağımlı olduğunu fark ediyor ve Tayland’dan aldığı eroini savaş uçaklarıyla Amerika’ya getirerek daha kaliteli ürünleri daha düşük fiyata sunmayı planlıyor.

Bu cesur adım, mevcut güç dengelerini sarsıyor, ancak herkes Lucas’ın arkasında mutlaka bir beyaz patron olmalı düşüncesiyle onu sürekli olarak hafife alıyor. Yükselişi, aynı zamanda Muhammad Ali’nin yükselişiyle örtüşüyor ve Amerikan toplumunda yaşanan genel bir değişimin sembolü haline geliyor. Hatta Lucas, “Yüzyılın Dövüşü” maçının en iyi biletlerini alarak suç dünyasındaki gücünün farkına varıyor.

Scott, görsel olarak etkileyici bir anlatım sunarken, Washington’ı buz gibi sakin ve hesaplı bir figür olarak ön plana çıkarıyor. Lucas, rakiplerine karşı acımasız ve küçümseyici bir tavır sergilerken, aynı zamanda kardeşi Huey’e (Chiwetel Ejiofor) yönelik eleştirileriyle dikkat çekiyor.

Lucas’ın en büyük öfkesi, onu taciz eden ve lüks bir araba kullanan polis memoru Nick Trupo’ya (Brolin) yöneliktir. İkisi arasındaki gergin ilişkiler, filmin en heyecanlı anlarından bazılarını oluşturuyor. Filmin unutulmaz sahnelerinden birinde, Trupo ve adamları, Lucas’ın annesi için özel olarak yaptırdığı ve eski bir dolabı değiştirmek amacıyla hediye ettiği sandalyeyi tahrip ediyorlar. Bu olay, ailenin yoksulluktan kurtuluşunu simgeleyen bir metaforu temsil ederken, aynı zamanda Lucas’ın gücünün azalmaya başladığının da bir işareti olarak yorumlanıyor.

Washington’un karakterine getirdiği derinlik ve hesaplılık, izleyiciyi büyülerken, Scott filmin genelinde uyuşturucu ticaretinin yarattığı acıları göz ardı etmiyor. Lucas’ın zengin hayatını sürdüğü sahneler, aynı zamanda intravenöz ilaç kullanımı nedeniyle hayatını kaybeden bir kadının ve onun çaresizce ağlayan bebeğinin görüntüsüyle tezat oluşturuyor.

Scott ve senarist Steven Zaillian, The Godfather’daki karanlık karakter portresini yansıtmada başarılı olsalar da, The Wire’daki karmaşık suç örgütü anlatımını tam olarak yakalamıyorlar. Newark polis memoru Richie Roberts’ın (Russell Crowe) hikayesi, Lucas’ın yükselişi ve düşüşü kadar ilgi çekici olmayabiliyor.

Scott, Gladiator ve Black Hawk Down gibi aksiyon filmleriyle tanınsa da, American Gangster ile daha kişisel ve odaklı bir hikaye anlatma becerisini gösteriyor. Filmde, ahlaki açıdan karmaşık karakterler, etkileyici şehir manzaraları ve ani şiddet patlamaları gibi Scott’un imzası olan öğeler bulunuyor. Ridley Scott hayranları, hafta sonu bu filmi izleyerek, yönetmenin Amerikan rüyasının anlamı hakkındaki düşüncelerinin nasıl değiştiğini görebilirler.

American Gangster, Starz platformunda yayınlanıyor ve Prime Video, Apple TV ve Google Play üzerinden kiralama seçeneği mevcut.

Kaynak: Polygon

Google Tercih Edilen Kaynak
Google’da bizi favori kaynaklarınıza ekleyin
Son dakika gelişmelerini ve yeni haberleri Google Keşfet’te anında görün

Google’da Takip Et