FX’in neo-western antoloji dizisinin başarısının sırrı, eski ve yeniyi doğru dengeye oturtmaktan geçiyor. Dizi, filmin ruhunu yansıtırken, aynı zamanda yeni unsurlarla kendi başına değerli bir yapım haline gelmeli. Ancak bu dengeyi kurmak zorlu olabilir, özellikle de dizinin filmdeki karakterlere sahip olmaması durumunda. Bu durum, her sezon yeni karakterler tanıtan antoloji formatında daha da karmaşık hale gelir.

FX’in Fargo dizisi, Noah Hawley tarafından 1996 tarihli Coen kardeşlerin suç ve komedi filmiyle aynı adlı yapımın bir uyarlamasıdır. Orijinal film gibi, dizi, Taylor Sheridan’ın Yellowstone gibi popüler neo-western öğelerini, Breaking Bad’in başarısını sağlayan sıradan Amerikalıların ahlaki açıdan gri çatışmalarıyla birleştiriyor. Buna Coen kardeşlerin tuhaf komedi anlayışını da eklediğinizde, son yılların en iyi TV yapımlarından biri ortaya çıkıyor. (Fargo, Yellowstone’dan daha iyi, ancak Breaking Bad’ın seviyesine henüz ulaşmadı.)

Dizinin beş sezonu boyunca, Fargo filminin etkilerinin nasıl kullanıldığı görmek ilginçtir. İlk sezonun filme çok yakın olduğu ve bazı olayların kafa karıştırdığı söylenebilir. Martin Freeman’ın karakteri bile William H. Macy’nin karakterine benziyor.

Dördüncü sezon, Minnesota’dan St. Louis’e taşınmasıyla filmin temel unsurlarından olan Minnesotalı aksanı kayboldu ve daha doğrudan bir suç hikayesi haline geldiği için Fargo’nun etkisini yeterince taşımıyor olabilir. Bu durum, birçok izleyicinin diziyi beğenmemesine neden olmuş olabilir.

Üçüncü ve beşinci sezonlar, filmin etkilerini hissettirirken, aynı zamanda o kadar çok özgün fikir barındırıyor ki, neredeyse filmi unutabilirsiniz. Ancak Minnesotalı aksanları, filmin izlerini hatırlatıyor.

Benim favori formülüm ise ikinci sezonda kullanıldı. İkinci sezon, ilk sezona göre Fargo’nun etkisini daha az taşıyor, ancak üçüncü ve beşinci sezonlara göre daha fazla. İkinci sezon, karlı ortamı, tuhaf karakterleri (Minnesotalı aksanlarıyla) ve şaşırtıcı olay örgüsüyle kesinlikle Coen kardeşlerin filmine yakın bir atmosfer sunuyor. Ancak karakterler tamamen özgün ve onlara neler olduğu gerçekten şok edici. Belki de bu yüzden hala dizinin en iyi sezonu olarak kabul ediliyor.

Fargo’nun ikinci sezonu, 1979 yılında Minnesota’daki Luverne kasabasında geçiyor. Hikaye, yerel bir kuaför olan Peggy Blumquist’in (Kirsten Dunst), kazara arabasıyla çarptığı ve camına yapıştığı bir adamın (Kieran Culkin) olayıyla başlıyor. Bu olay, iki rakip çetenin arasında bir savaş başlatırken, Peggy ve eşinin hayatları, Peggy’nin yaptığı şeyi örtbas etmeye çalışırken kontrolden çıkmaya başlar.

Fargo’nun ikinci sezonunun en iyi yanı, kariyerinin en iyi performansını sergileyen Kirsten Dunst. Peggy, kendini gerçekleştirme arayışında olan tuhaf ve ahlaki açıdan sorunlu bir karakterdir. Camına yapıştığı adamı arabayla eve götürdüğünde, eşi için yemek pişirmek gibi sıradan işlerle ilgilenir. Buna karşılık, Ted Danson tarafından canlandırılan eşi, Peggy’nin eylemlerinden dolayı dehşete düşer ve eşinin bu durumdan etkilenmemesi onu daha da rahatsız eder.

Bu sezon, Brad Garrett’ın (bir suç örgütünün üst düzey üyesi), Jean Smart’ın (bir kadın suç örgütü lideri) ve Kieran Culkin’in (Peggy’nin çarptığı adam) gibi unutulmaz performanslar sergilediği başka önemli oyuncular da var. Bokeem Woodbine, Coen kardeşlerin tarzında bir karakter olan Mike Milligan rolüyle dikkat çekiyor. Jean Smart ise, Hacks, Frasier ve Designing Women gibi yapımlardaki rollerinden bile farklı, acımasız bir kadın olarak izleyenleri şaşırtıyor.

Ancak tüm bu unsurlar, Dunst ve Plemons’ın performanslarıyla bir araya gelerek dizinin başarısını sağlıyor. Karakterlerin ahlaki açıdan farklılıklar göstermesi ve bu durumun komik ve karanlık bir atmosfer yaratması, diziyi unutulmaz kılıyor.

Fargo’nun ikinci sezonu, 10 bölümden oluşan, hızlı tempolu ve izlenmesi keyifli bir yapım. Eğer Fargo hakkında meraklıysanız, neden bu en iyi sezondan başlamayasınız?

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et